1. Servetin Üretimi

Eminim her biriniz, yalnızca sonuçlara bakan ve altta yatan nedenlerle boğuşmayan yüzeysel sosyal analistin ötesine geçmek istersiniz. Gerçek şefkat, bir dilenciye bozuk para atmaktan fazlasıdır; dilenci üreten bir yapının yeniden yapılandırılması gerektiğini anlar.
— Martin Luther King Jr. (1929–1968)
Rahmetli yayıncı Alfred A. Knopf bir keresinde şöyle espri yapmıştı: “İktisatçı, apaçık olanı anlaşılmaz terimlerle ifade eden adamdır.” Ama iktisat konusunun anlaşılmaz olması gerekmez; tüm iktisadi ilkeler insan davranışına dayandığı için, onları anlamak için gerçekten yalnızca sağduyunuza ihtiyacınız vardır. Aslında, hepimizin doğayla uyum içinde yaşarken aynı zamanda maddi açıdan tatmin edici ve onurlu hayatlar sürebileceğimiz bir dünya yaratacaksak, iktisadı düzgün bir şekilde anlamamız hayati önem taşır, çünkü iktisat bilimi sosyal refah çalışmasının temelini oluşturur.
İlk başta soyut görünebilecek, ancak sonraki bölümlerde ilgili ve pratik uygulamaları olan iktisada dair ilk bir genel bakışla başlayalım. Bir kavram ilk başta size açık gelmezse, kitap boyunca temel tezimize farklı açılardan bakacağımız için daha fazla okudukça netleşecektir. Buradaki asıl ilgimiz temeller üzerine; daha teknik yönlerin bazılarıyla ilgileniyorsanız, son notlara ve eke de başvurmak isteyebilirsiniz.
Bu kitapta, iktisadi serveti duyularımızla algılanabilen, insan emeği ya da makine kullanımıyla üretilen, insan arzularını doğrudan tatmin eden ve bir değişim değeri olan tüm mal ve hizmetler olarak tanımlayacağız. Bu özel tanım önemlidir çünkü servete dair geleneksel bir anlayış amaçlarımız için yeterince kesin değildir. Önemli bir örnek: Bizim tanımımıza göre para, iktisadi servet değildir, çünkü insan arzusunu doğrudan değil yalnızca onu başka bir şeyle değiştirdiğimizde dolaylı olarak tatmin edebilir (ıssız bir adada mahsur kalmış bir kişi, paranın kendisinin gerçek servet olmadığını çabucak fark eder). Temiz hava, su ve toprak gibi doğanın armağanları da iktisadi servet değildir, çünkü onları hiçbir insan yapmamıştır. Bizim tanımımıza göre, insan yapımı mal ve hizmetler iktisadi servettir çünkü mal ve hizmetler hayatlarımıza değer katabilir. Dolayısıyla, servetin nasıl yaratıldığından bahsederken, iktisadi servete dair özel tanımımızı akılda tutmak önemlidir; servet terimini ne zaman kullansam, burada tanımlandığı şekliyle iktisadi serveti kastediyorum.1
En temel düzeyde, servet doğadan, insan emeğinden ve araçlardan yaratılır. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılların sözde klasik iktisatçıları bu üç ögeye üç üretim faktörü adını verdiler: toprak, emek ve sermaye. Toprak terimi doğanın tüm armağanlarına; emek terimi insan çabasına; ve sermaye terimi araç ve makine gibi sermaye mallarına atıfta bulunur.

Bu tanıma göre toprak, yalnızca toprak parçalarına değil, hava, mineraller, ağaçlar ve su, hatta elektromanyetik spektrum da dahil olmak üzere doğa tarafından serbestçe sağlanan her şeye atıfta bulunur.2
Emek terimi oldukça açıktır ve servet üretimine yönelik tüm insan çabasını, hem zihinsel hem de fiziksel olanı ifade eder.
Sermaye terimi, yeni servetin yaratılmasına yönlendirilen önceden yaratılmış tüm serveti ifade eder. Buradaki sermaye sözcüğü para anlamına gelmez, daha çok sermaye mallarına atıfta bulunur: yeni servetin üretimine yardımcı olan makineler ya da binalar gibi insan yapımı nesneler. Zaman içinde, genellikle tükettiğimiz ya da yok ettiğimizden daha fazla servet üretiriz ve böylece toplumlarımızda sermaye malları fazlası birikir; baktığımız her yerde fabrikalar, ofis binaları, bilgisayarlar, kamyonlar ve demir yolları görürüz; hepsi yeni servet üretiminde insanlığa yardım etmek için hazır bekliyor.

Genel olarak konuşursak, insanların gelir elde etmesinin yalnızca iki yolu vardır: Ya topluma katkıda bulunarak gelir elde edebilirler ya da toplumdan gelir çekip alabilirler.3 İnsanlar değerli mal ve hizmetler sağlayarak topluma katkıda bulunabilirler: İnsanlar emekleriyle servet üretim sürecine değer kattığında, o katma değer bir ücret olarak sınıflandırılabilir (örneğin, bir tamirci bir araba alıp tamir ettiğinde ve sonra onu daha fazla paraya sattığında, o satış farkı onun ücreti olur); ve sermaye malları servet üretim sürecine değer kattığında, o katma değer iktisatçıların sermaye getirisi dediği şeydir (örneğin, tamircinin zaman kazandıran elektrikli aletleri kullanmasıyla katılan değer, tamircinin sermayesi —elektrikli aletleri— üzerindeki getiridir).4
İnsanların gelir elde etmesinin tek diğer yolu, iktisatçıların iktisadi rant dediği şeyi almaktır. Bunu, topluma servet katarak değil, karşılığında denk değerde servet sağlamadan toplumdan gelir çekip alarak yaparlar. Örneğin, insanlar toprak satarak para kazandıklarında, topluma hiçbir insan yapımı servet katmadıkları için toplumdan iktisadi rant çekip almış olurlar.5
Rant çekiminin sorunu şudur: İnsanlar toplumdan ne kadar çok rant çekerse, insanlara mal ve hizmetleri karşılığında ödeme yapmak için geriye o kadar az kaynak kalır. Birçok insan sürekli olarak toplumdan iktisadi rant çektiği için, topluma değer katan insanlar —çalışanlar, küçük işletme sahipleri, bağımsız yükleniciler vb.— gelir elde edebilecekleri iktisadi pastadan çok daha küçük bir pay ile baş başa kalırlar.
İzleyen bölümlerde bu kavramlara farklı yollarla geri döneceğiz. Hatırlanması gereken önemli şey şudur: Servet üretimi doğanın armağanlarını, insan emeğini ve araçları kullanır; ve ya topluma değer katan mal ve hizmetler sağlayarak ödeme alabiliriz ya da toplum için herhangi bir denk değer yaratmadan basitçe para çekip alabiliriz. Bu iktisadi ilkelere bakıp onları netleştirdiğimize göre, artık toprağın değerini nasıl kazandığını keşfetmek için sahne kuruldu.